22 Temmuz 2011 Cuma

Bitkilerdeki deliller




Vicdan sahibi insan çevresindeki herşeyin bir iman delili olduğunu bilir. Denizdeki avını yakalamak üzere suya doğru süzülen bir martının, toprak üzerinde yürüyen küçük bir karıncanın, her sene kilolarca meyve veren bir elma ağacının, tonlarca ağırlığına rağmen gökyüzünde duran bulutların, kısacası gözünü çevirdiği yerde gördüğü herşeyin, Allah'ın varlığının delilleri olduğunun farkındadır.
Kuran ayetlerinde, iman hakikatlerinin derinlemesine görülüp anlaşılabilmesi için iki önemli özellikten daha bahsedilmektedir: Düşünmek ve bilgi sahibi olmak...
Allah, Kuran'daki birçok ayetinde bildirdiği gibi yarattığı şeyler üzerinde düşünmemizi ve bunlardan öğüt ve ibret almamızı ister. Nitekim çevremizdeki canlı cansız tüm varlıklar da bizim Allah'ın sonsuz yaratma gücünü, sanatını, ilmini derin derin tefekkür etmemiz için yaratılmışlardır. Kuran'da belirtildiği gibi bunların tümü bir amaç üzerine yaratılmıştır. Bunları önemsemeden geçmek ve düşünmemek, Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmek anlamına gelir ki, mümin böyle bir tavırdan şiddetle kaçınır.

1.İbrik Bitkisinin Tasarım Harikası Tuzağı




Endonezya ormanlarında yaşayan Nepenthes alata isimli etobur ibrik bitkisi, çevresinde gezinen böcekler için merak uyandırıcı, ama tehlikeli bir keşif kaynağıdır. Bitki, ibriğinin ağzına konan böcekleri, son derece kaygan dokusu sayesinde doğrudan midesine indirebilmektedir. New Phytologist dergisinde yayınlanan araştırmalarında Laurence Gaume ve çalışma arkadaşları bitkinin böcek yakalama yeteneğini test ettiler. (New Phytologist (156, 479–489; 2002) 


Araştırmacılar, bu çalışmalarında uçma yeteneği olmayan bir tür meyve sineği ile karıncaları kullandılar. Bu iki canlı normalde yüzeylere çok etkili bir şekilde yapıştıkları halde bitkinin iç duvarında tutunmayı başaramadılar. Böcekler anında kayarak aşağı, bitkinin sindirim sıvısının bulunduğu bölüme düşerek bitkiye yiyecek oldular. 


Bitkinin yüzeyini elektron mikroskobu altında inceleyen bilim adamları, iç duvarların balmumu benzeri bir maddeyle kaplı olduğunu keşfettiler. Normalde en pürüzsüz yüzeylere bile kolaylıkla yapışabilen sineklerin bu balmumu malzemesinde tutunamamasının sırrının ise malzemenin kırılganlığında gizli olduğu ortaya çıktı. Meyve sineği veya karınca ilk başta sağlam bir yüzey gibi görünen balmumu duvara kondukları anda ayaklarının altındaki bölge mikroskobik parçacıklar halinde dökülüyor ve böylece ayağın yüzeyle temasını kesiyordu. (Harun Yahya, Bitkilerdeki Yaratılış Mucizeleri

2.İstilacı Bitkinin Sırrı



Bahar ve yaz aylarında geniş düzlükleri kaplayan ‘istilacı’ bitkiler görürüz. Bu bitkiler, toprağın altından çıkan ordular gibi son derece hızlı ürer ve önlerine çıkan rakip bitkileri ortadan kaldırarak ilerlerler.


Bunların en çok bilinenlerinden birisi Centaurea nigra adı verilen bir türdür. Bu bitki, yaşam alanı olan Kuzey Amerika’da milyonlarca hektar araziyi kaplar.


Centaurea nigra’nın karşısına çıkan bitkileri yok ederek ilerlemesi yani “istilacı gücü”, donatıldığı kimyasal silahlardan ileri gelmektedir. C. Nigra ürettiği catechrin isimli kimyasaldan iki farklı formül elde eder ve bunlardan catechrin eksi isimli kimyasalı bitkileri, catechin artıyı ise topraktaki bakterileri yok etmek için kullanır. Bitkideki bu kimyasalları keşfeden Colorado Eyalet Üniversitesi Biyoteknoloji bölümünden Doç. Dr. Jorge Vivanco, bitkiden elde ettiği catechin eksi kimyasalını spreyle, birkaç çeşit yabani ot ve tahıl bitkisi üzerine püskürttü.

3. Bitkilerdeki Biyolojik Saat


Pek çok bitki kendi yapısı ve döllenmesine yardımcı olan diğer canlılarla ilgili detaylı bilgilere sahip olan ve adeta bilgisayar merkezini andıran biyolojik bir saate sahiptir. Bu biyolojik saatin varlığı ise tek bir gerçeğe işaret eder: Yaratılış gerçeğine...
Zamanı ölçebilme yeteneğinin insan dışında diğer canlılarda da bulunması mucizevi bir durumdur. Bunun sadece insanlara özgü olduğu düşünülebilir, ama hem bitkiler hem de hayvanlar zamanı ölçme mekanizmasına, yani "biyolojik bir saate" sahiptirler.
Bitkilerin zamana bağlı hareketlerinin olduğu ilk olarak 1920'li yıllarda anlaşılmıştır. Bu yıllarda Almanya'da iki bilim adamı Erwin Buenning ve Kurt Stern fasulye bitkisindeki yaprak hareketlerini inceliyorlardı. İncelemeleri sonunda gördüler ki, bitkiler gün boyunca yapraklarını Güneş'e doğru uzatıyorlar, geceleri de tam dikey olarak yapraklarını büzüp uyku pozisyonuna geçiyorlardı.

4.Topraktan Lezzetin Çıkarılması




Bir meyve ağacında ya da herhangi bir bitkide, insanoğlunun ulaşamayacağı kadar yüksek bir akıl, bilgi ve teknoloji vardır.


Tohumun içindeki bilgi, oluşturacağı ağacın şekil ve yapısını içermektedir. Bundan daha da ilginç olan, tohumun ağacın üreteceği meyvenin bilgilerine de sahip oluşudur. Meyve ise başlı başına bir mucizedir. Meyvenin en can alıcı özelliği, insanın damak zevkine ve sağlığına tamı tamına uyuyor oluşudur. Her meyve kendine has bir lezzete ve kokuya sahiptir. Ayrıca renkleri de son derece estetik ve çekicidir. Bunun yanı sıra her meyve mükemmel bir "ambalaj"la kaplanmıştır; mandalina, portakal ya da muz, hepsi son derece güzel ve soyulması kolay ambalajlara sahiptirler.


5.Yağmur Ormanları




Yüzyıllar önce keşfedildiğinde insanı hayrete düşüren yağmur ormanları, içinde barındırdığı çok çeşitli bitki ve hayvan türleri ile evrimcileri de aynı derecede hüsrana düşürmüştür.


Yağmur ormanı veya tropikal orman denilince ilk akla gelenler, göz alıcı kelebekler, orijinal görünümlü böcekler, rengarenk kuşlar, geniş yapraklı, büyük ve yemyeşil ağaçlardır. Yağmur ormanları ekvatora yakın bölgelerde bulunan, iç içe geçmiş, daima yeşil ve yüksek ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu ormanların en önemli özelliği ise, çok sayıda hayvan ve bitki türünü barındırmasıdır. Milyonlarca kilometre karelik bir tropikal ormanın hemen her yeri çok çeşitli canlı türlerinin yuvasıdır.


250 yıl kadar önce, Güney Amerika'daki yağmur ormanlarına ilk ayak basan Avrupalı araştırmacılar, gördükleri çeşitlilik karşısında hayrete düşmüşlerdi. Her yeni araştırma da buradaki bitki ve hayvan türlerinin zenginliğini bir kez daha gözler önüne serdi.

6.Canlıların Enerji Kaynağı FOTOSENTEZ




Güneş'in Dünya'ya gönderdiği bir günlük enerji, tüm insanlığın bir gün boyunca ihtiyaç duyacağı enerjinin neredeyse on bin katıdır. Gelişmiş ülkeler, Güneş'ten gelen bu bedava enerjiyi depolayabilmek için laboratuvar çalışmalarına çok yüksek miktarlarda para harcarlar. Bu amaçla yapılan araştırmalarda, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşılmış ve bitkilerin Güneş'ten gelen enerjiyi depolayan, mükemmel bir sisteme sahip oldukları anlaşılmıştır. Bitkilerin sahip olduğu bu sisteme fotosentez adı verilir.
Bitkiler, fotosentez işlemini, yapılarında bulunan güneş hücreleri sayesinde gerçekleştirirler. Bu hücreler, güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek bütün canlılığın temel besin kaynağı olan karbonhidratı üretirler.

7.Ağaçlardaki Mühendislik Harikası


SUYUN EN UÇTAKİ YAPRAĞA TAŞINMASI
Ağaçlar ihtiyaçları olan suyu topraktan alarak en uçtaki yapraklarına kadar dışardan hiçbir müdahale olmadan büyük bir başarı ile taşırlar. Bu mükemmel işlemin gerçekleşmesi için ağaçta çok detaylı bir sistem bulunmaktadır. Ağacın köklerinden gövdesine ve dallarına doğru uzanan ve "odunsu doku" olarak adlandırılan ince borulardan oluşan bir sistem, suyu taşır. Ancak suyun, ağaç içine yerleştirilen bu su borularından bir şekilde yukarıya doğru çekilmesi gerekmektedir. Bu işlem ise, fizik kurallarının kusursuz uyumu sayesinde gerçekleşir.
Her yaprakta karbondioksitin girip suyun buharlaştığı küçük gözenekler bulunur. Su molekülleri yapıları gereği birbirlerine yapışmaya eğilimlidirler ve su yapraktan buharlaşırken, yapraktaki su altta kalan suyu "çeker". Bu şekilde topraktan ağacın dallarına kadar uzanan bir "yukarıya doğru çekme hareketi" oluşur. Su yaprağa ve sonra havaya doğru hareket ettikçe, odunsu dokuda bir gerilim meydana gelerek köklerden daha fazla su çekilir.

8.Yeşil Nefes


Yaşamak için oksijene duyduğumuz ihtiyaç söylemeye bile gerek bırakmayacak kadar açıktır. Bilindiği gibi dünyadaki oksijen döngüsünün kaynağı fotosentezdir. Fotosentez Allah'ın sonsuz ilmini ve kudretini tanımak isteyen her insanın yakından incelemesi gereken bir işlemdir. Fotosentez, bilim adamlarının bugün bile tam olarak çözemedikleri eşsiz bir tasarımdır. Elektronlar, atomlar ve moleküller vasıtasıyla yapıldığı için bu işlemi asla çıplak gözle göremeyiz fakat sonuçlarını bizzat yaşayarak hissederiz.


Fotosentez anlaşılması zor kimyasal formüller, hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemdir. Etrafımızdaki bütün yeşil bitkilerde, bu işlemin gerçekleştiği trilyonlarca kimya laboratuvarı kurulmuştur ve ihtiyaç duyduğumuz oksijen, besinler ve enerji milyonlarca yıldır hiç durmadan üretilmektedir.
Fotosentez ve Oksijen

9.Bitkilerin Mineral Seçme Yetenekleri



Bir insanın önüne bir avuç mineral ve vitamin karışık olarak konulsa, bunların içinden işine yarayanları seçmesi istense ne kadar başarılı olabilir? Bu konuda eğitim almamış bir insan için böyle bir seçimi yapmak çok zor hatta imkansızdır. Ancak bir insanın başarılı olamadığı bu alanda, bitkiler mükemmel bir başarıya sahiptirler.
Toprağın içinde yüzlerce mineral bulunur. Bitkiler bu çok sayıdaki mineral içinden sadece ihtiyaçları olan 13 tanesini seçip alırlar. Bu seçim, bitkilerde basınç sisteminin tersine işleyen pompalar tarafından yapılır. Bu pompalar yalnızca mineralleri bitki içinde dağıtmakla kalmaz, aynı zamanda bitki için gerekli olan maddeleri de tespit eder ve topraktan çekerek bitki içinde dağıtırlar.
Peki bu şuuru bitki hücrelerine veren kimdir?

Yeryüzündeki bütün canlılar için hayati önemli olan bitkileri ortaya çıkaran ve onlara sahip oldukları özellikleri veren Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. 
Rabbimiz üstün güç sahibi olan ve kusursuzca yaratandır.

10.Yapraklar Sonbaharda Neden Dökülür?



Sonbahar yaklaşıp günler kısalmaya başladığında, yaprak hücreleri sonbaharın gelmek üzere olduğunu anlar. Bunun üzerine ilk olarak yaprağın büyüme hormonu, üreme oranını düşürmeye başlar. Bu işlemin ardından, yaprak sapının dala bağlandığı noktada yeni hücreler ürer. Bu hücreler, sanki biri kendilerine ne yapmaları gerektiğini bildirmiş gibi bu bağlantı noktasının üzerinde mantardan bir yatak oluştururlar. Bu noktaya "Apsis noktası" denir. Bu mantardan yatak, yaprağın dala olan bağlantısını oldukça zayıflatır.
Tam bu sırada, yaprak hücreleri bu sefer "etilen" olarak bilinen yeni bir hormon üretmeye başlarlar. Bu gaz biçimindeki hormon yaprağın dala bağlantısının zayıflatılması işlemini daha da hızlandırır. Bağlantının zayıflamasıyla yaprak en ufak bir esintide dahi daldan düşecek duruma gelir.
Hücrelerin görevi, yaprağın düşmesi ile tamamlanmaz. Bu defa hücreler, apsis noktasında, yaprağın kopmasından meydana gelen yaranın üzerini hemen bir mantar tabakası ile kaplar ve böylece yarayı tedavi ederler.

11.Soğuktan Etkilenmeyen Yapraklar



Kuzey yarım kürenin büyük bir kısmı ormanlarla kaplıdır. Genelde kozalaklı ağaçlardan oluşan bu ormanlar daha çok soğuk iklim koşulları altındadırlar. Bitkilerin bu soğuk iklime karşı dayanıklı olabilmeleri içinse, diğer bitkilerden farklı bazı özelliklere sahip olmaları gerekir. Örneğin, kış mevsiminde toprak donmuş haldeyken ağaç kökleri topraktan su alamazlar. Bu şartlar altında yaşayan ağaçlar, kış susuzluğuna dayanıklı olmalıdırlar. Bu dayanıklılığı ağacın yaprakları sağlar. Birçok kozalaklı ağacın dökülmeyen yaprakları sert ve dayanıklıdır. Yaprakların üzerindeki mumlu yüzey, suyun buharlaşma yolu ile kaybını azaltır, bu da yaprakların dökülmesini ya da su basıncı sebebiyle solmasını önler. Ayrıca kozalaklı ağaçların yapraklarının çoğu iğne şeklindedir ve dona karşı çok dayanaklıdır.

Yaprakların üzerlerinin mum benzeri bir madde ile kaplı olması ve bu yüzden yaprakların su kaybetmemeleri Allah'ın varlığının ve sonsuz büyüklüğünün delillerinden biridir.

12.Meyvelerdeki Sanat


Meyvelerin oluşumu kadar, içerdikleri vitamin ve minerallerin bolluğu da insanları düşünmeye teşvik eder. Kapkara bir çamurun içerisinde yetişen ve toprakla ne koku, ne tat, ne de renk olarak en ufak bir benzerliği bulunmayan meyveler, topraktan sadece insanlar için gerekli olacak mineralleri özümseyip alırlar. İşte bu düzen, tüm evrenin tek hakimi ve tek İlahı olan Allah'ın eşsiz yaratma sanatının bir eseridir ve insanların üzerinde düşünüp şükretmesi için gözler önüne serilmiştir.
Zehir giderici meyve: Kiraz
"Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)," (Vakıa Suresi, 28)
Kiraz, vücudu zehirli maddelerden temizleyen bir meyvedir. Böbrekleri etkili bir biçimde çalıştırır, dolayısıyla vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarının dışarı atılmasını sağlar. Bu sayede romatizma, kireçlenme ve damar sertliği gibi hastalıklar da önlenmiş olur. Ayrıca kirazda bulunan kinik asit, böbreklerin kum ve taş yapmasını önler, eğer böyle bir şey varsa da zamanla dökülmesini sağlar. Kirazın böbrek taşının yanında, safra taşını da düşürücü etkisi vardır. Bundan başka kandaki zararlı maddeleri dışarı atarak kanı temizler. Dolayısıyla kan kirlenmesi sonucu meydana gelen sivilce benzeri cilt bozukluklarını gidermiş olur.

13.Bitkilerdeki Savunma Stratejileri -1-


Bitkiler de, hayvanlar gibi kendilerini düşmanlarından bir şekilde korumak zorundadırlar. Bu korunma her bitki türüne göre çeşitlilik gösterir. Her bitkinin farklı savunma stratejisi vardır. Bazı bitkiler, parazitlere ve böceklere karşı çeşitli salgılar üreterek düşmanlarıyla mücadele ederler ve kendilerini ancak bu şekilde korurlar. Bir numaralı savunma silahları olan zehirli kimyasal salgılarını gereği gibi kullanabilmek içinse çok çeşitli yöntemler kullanırlar. Örneğin, mantar ve salatalıkların zehirli uçları vardır ve bunları saldırı anında harekete geçirirler. Bu tam teçhizatlı savaşın başka bir örneği de çınar ağaçlarında mevcuttur. Çınar ağacı, yapraklarından salgıladığı bir öz su yardımıyla, gövdesinin altındaki toprağı sistemli bir şekilde zehirler, öyle ki bu zehirden sonra, toprağın üstünde küçücük bir ot bile yetişemez. Bu zehirli maddeyi bünyesinde barındırmasına rağmen çınar ağacının kendisi bundan herhangi bir zarar görmez.

21 Temmuz 2011 Perşembe

14.Bitkilerdeki Savunma Stratejileri -2-




Allah'ın bitkilerde yarattığı savunma stratejileri sayesinde, bitkiler, böceklerin zarar vermesinden korunmuş olmaktadırlar. Söz konusu savunma stratejileri insanı hayrete düşürecek derecede kompleks sistemler içermektedir.


Silahlanma yarışı, birbirlerine hasım ülkeler arasında sürdürülen, karşı tarafı en kısa zamanda ve en etkili şekilde saf dışı bırakmaya yönelik, ileri teknolojiyle biçimlendirilen bir yarıştır. Bizler silahlanma yarışının, üstün bir teknolojiye ulaşmış, akıl sahibi bir canlı olan insanoğluna has bir olgu olduğunu düşünürüz. Oysa durum hiç de böyle değildir.


Canlıların biyolojik özelliklerini inceleyen, dünyaca ünlü "Society For Experimental Biology" kuruluşunun düzenlediği konferansın 9 Nisan 2002 günkü oturumunda bitkilerin böceklere karşı kullandıkları üstün kimyasal silahlar ele alındı. Konferansta ele alınan çalışmalardan birisi de, Dr. Alan Bown ve arkadaşlarına aitti.

15. 21. yy. Teknolojisi Allah'ın Yaratma Sanatından Örnek Alacak



Bazı insanlar, Allah'ın canlılarda yarattığı üstün tasarım örneklerini görmezden gelerek düşünmezler. Oysa bütün canlılar, bu alışkanlık perdesini kaldıracak sırlarla doludur.


Bilim adamları her geçen gün doğada keşfettikleri benzersiz yapılar ve sistemler karşısında hayrete düşmekte ve uzun araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bilgileri, insanlık yararına yeni teknolojiler üretmek için kullanmaktadırlar. Doğada var olan mükemmel sistemlerin, uygulanan olağanüstü tekniklerin, bilim adamlarının bilgisinin ve aklının çok üstünde olduğunun ortaya çıkmasıyla teknoloji devleri doğadaki tasarımların yardımına başvurmaktadır. Doğanın taklidi ile birlikte bilim adamları, gerek vakit ve emek açısından, gerekse maddi kaynakların isabetli kullanılması bakımından çok önemli kazançlar sağlamaktadırlar.

15.Matematik Profesörleri: Bitkiler




Bitkiler ilk yaratıldıkları günden beri matematik kurallarına harfi harfine uyarlar. Yani hiçbir yaprak veya hiçbir çiçek tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir ağaçta kaç dal olacağı, dalların nereden çıkacağı, bir dal üzerinde kaç yaprak olacağı ve bu yaprakların hangi düzenlemeyle yerleşeceği önceden bellidir. Ayrıca her bitkinin kendine özgü dallanma ve yaprak diziliş kuralları vardır. Bilim adamları bitkileri sadece bu dizilişlerine göre tanımlayıp sınıflandırabilmektedirler.
Olağanüstü olan ise, örneğin Çin'deki bir kavak ağacı ile İngiltere'deki bir kavak ağacının aynı ölçü ve kurallardan haberdar olmaları, aynı oranları uygulamalarıdır. Her bitkiyi kendine özgü matematiksel hesaplarla en estetik şekilde yaratan, tesadüfler olamaz elbette. Tüm bu estetiğin ve kusursuz hesaplamalarla yapılan tasarımın yaratıcısı sonsuz ilim sahibi olan Allah'tır. Kuran'da da bildirildiği gibi;
"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir." (Furkan Suresi, 2)

16.Sarılan Yapraklar


Sarmaşıkların, bir cismin çevresine kendilerini dolayarak büyümeleri, biraz hızlandırılmış olarak izlendiğinde, çok şuurlu, ne yaptığını bilen bir davranışla karşılaşılır.
Toprakta sabit duran, görmeyen, işitmeyen bir bitkinin adeta çevresini görüyormuş ve duyuyormuş gibi kollarını uzatarak etrafındaki nesneleri yoklaması, onları tanıması ve uygun olanları kendisi için kullanması dikkatle incelenmesi gereken bir yaratılış gerçeğidir...
Sarılıcı ve tırmanıcı bitki türleri insanda hayranlık uyandıran pek çok özellikle donatılmışlardır. Özellikle, sarmaşıkların enerjilerinin bir kısmını kullanarak oluşturdukları "tendril" (sülük) adı verilen yaprak türü, tam bir tasarım harikasıdır.
Tendriller, dokunmaya karşı hassas yapraklardır. Bir kol gibi ileriye uzanabilen bu yapraklar, adeta bitkiye destek olabilecek bir nesne ararlar. Böyle bir nesneye rastladıklarında ise dokunarak onu analiz eder ve eğer uygunsa oraya dolanmaya başlarlar.
Bu noktada biraz durup düşünmek gerekir. Bir bitki veya bir hayvan için, biyoloji, zooloji veya botanik kitaplarında "analiz eder", "inceler" "anlar" gibi birçok ifade kullanılır.

18.Tohumlardaki Uyku Durumu



"Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi, 17-18)

19.Etobur Bitkiler


Etobur bitkilerin yaprakları, en ilginç özelliklere sahip olan yapraklardandır. Kese, huni veya ibrik gibi şekillere sahip olan bu yapraklar böcek yakalayabilir, böceklere yuva olabilir veya su depolayabilirler.
Pinguicula (Yağ Çanağı)
Etobur bitki, böcek gibi canlıları çeken, yakalayan, öldüren ve daha sonra da avını parçalayarak faydalı bölümlerini sindiren bitkidir. Birçok bitki bu aşamaların bazılarını uygular. Mesela bazı çiçekler böcek, kuş gibi dölleyicileri kendilerine çekerler. Orkide, su zambakları gibi bazı bitkiler ise böcek gibi dölleyicileri kısa süre için tuzağa düşürürler ama bu bitkilerin hiçbiri bu hayvanları yemezler. Bu böcekleri sadece döllenmek için kullanırlar. Kısacası bunlar etobur bitki değildir; çünkü etobur bitki olmak için bitkilerin bu canlıları sindirmeleri gerekmektedir.

20.Bitkilerden Haberleşme Taktikleri



"Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar." (Rum Suresi, 26)
Bitkilerin varlığı yeryüzündeki canlılığın devamı için vazgeçilmezdir. Doğadaki ekolojik dengenin ve canlılığın devamında son derece önemli bir role sahip olan bitkiler, bu önemle doğru orantılı olarak diğer canlılara kıyasla çok daha etkin üreme sistemlerine sahiptirler. Bitkiler türlerinin devamını polenlerini rüzgar vasıtasıyla ya da taşıyıcı canlıları kullanarak dağıtmaktadırlar.
İşte bu noktada karşımıza farklı bir iletişim metodu çıkmaktadır. Polenlerini üzerine konan canlılar aracılığıyla dağıtan bitkiler renklerini ve kokularını kullanarak taşıyıcıları üzerlerine çekmektedirler.
Polen taşıyıcısı hayvanlar için renkler, çiçeklerin ne kadar uzakta olduğunu belli etmekle beraber, çiçekte nektar olup olmadığını da haber verirler. Dölleyici böcekler yakınlara geldiğinde çiçekte koku ve şekil gibi uyarıcı sinyaller belirir ve böceğe nektar bölgesine kadar yol gösterir. Çiçeklerdeki renk çeşitliliği dölleyiciyi, nektarın olduğu merkeze yöneltir ve döllenmeyi sağlar.

21. Kozalaklı Ağaçlar




Kozalaklı ağaçların şekilleri incelendiği zaman insanoğlunun mühendislik hesaplarıyla, kar yüküne karşı aldığı önlemin, ağaçlarda zaten alınmış olduğunu görürüz. Ağacın koni şeklinin oluşturduğu eğim, üzerine düşen karın kolaylıkla yere dökülmesini sağlar. Böylece ağacın üzerinde aşırı miktarda kar toplanmaz; ağaç dallarının kırılması önlenmiş olur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Soğuk iklimlerde, kar yükünün dallar üzerinde meydana getireceği etkiyi hesaplayan, buna göre ağaç dallarının en ideal açı ile büyümelerini sağlayan, böylece kar yükünün etkisini en aza indiren akıl kime aittir?
Ağaca mı? Toprağa mı? Yoksa şuursuz, kör tesadüflere mi? Elbette ağaca bu tasarımı veren, ağacı da, bitki hücrelerini de, toprağı da yoktan var eden Allah'tır.
Bu tasarımın bir başka harika yönü daha vardır. Söz konusu şekil yağan karın tümünün aşağı düşmesine izin vermez. Ağacın dalları için tehlikeye neden olmayacak miktarda karın dalların üzerinde kalmasına izin verir. Bu da başka bir amaca hizmet eder. Ağacın üzerinde az miktarda tutulan kar, ağacı soğuktan koruyan bir örtü görevi görür ve yapraklardan nemin dışarı çıkmasını azaltarak su kaybını önler. (Harun Yahya, Yeşil Mucize Fotosentez)

22.Doğal Sondajcılar Kökler




Bitkiler, köklerinin sahip olduğu mükemmel sistemler sayesinde topraktan ihtiyaçları olan maddeleri almaktadır. Kökler toprağa sıkı sıkıya bağlanarak bitkinin ayakta durmasını sağlar. Köklerin sahip oldukları üstün fonksiyonel özellikler, onların özel olarak yaratılmış olduklarının kanıtlarındandır.


Bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için fotosentez yapmaya, bu işlem için de topraktan alacakları suya ve minerallere ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için de toprak altında sondaj yapan köklere gereksinim duyarlar. Köklerin görevi, toprağın altına bir ağ gibi hızla yayılıp su ve mineralleri çekmektir. Bununla birlikte bitki kökleri, narin yapılarına rağmen tonlarca ağırlığa ulaşabilen bitkilerin toprağa sıkıca bağlanıp tutunmalarını da sağlarlar. Köklerin toprağı tutma özelliği son derece önemlidir, çünkü bu sayede toprak kaymaları, toprağın verimli üst katmanlarının yağmurlarla kaybı gibi insan yaşamını etkileyecek olumsuz etmenler de ortadan kalkmış olur.

23.Bitkilerin Şuurlu Hareketleri



Evrimcilerin, yeryüzündeki canlılığın açıklaması olarak gösterdikleri kör tesadüfler, bitki hücreleri tarafından gerçekleştirilen haberleşme, karar alma ve üretime geçme gibi şuur ve bilinç gerektiren davranışların kökenini açıklamaktadır.


Kusursuz bir şekilde çalışan metabolizmaları ve sistemleri sayesinde bilim adamlarını hayrete düşüren bitkiler, evrim teorisinin açıklama getirmekte en çok zorlandığı canlılar arasında yer almaktadır. Ünlü evrimci bilim dergisi Nature'ın 21 Şubat 2002 sayısında yayınlanan bir makalede, Edinburg Üniversitesi bünyesindeki Hücre ve Moleküler Biyoloji Enstitüsü üyesi olan Anthony Trewavas, "Bitkilerdeki Bilinç: Akıldan Yoksun Beceriler" başlıklı yazısında bitkilerin ortaya koydukları şuurlu davranışları ele almıştır.

24.Keseli Su Bitkileri




Durgun su birikintilerinde yaşayan keseli bitkiler diğer bitkilerden farklı olarak lifli bir vücut yapısına sahiptirler. Bu bitkilerin kökleri yoktur ve gövdeleri de belirgin değildir. Bataklıklarda ve su birikintilerinde su yüzeyinin hemen altında sürüklenirler ve bu bitkilerin sadece parlak sarı çiçekleri suyun üzerinde görüldüğü zaman göze çarparlar.
Bu bitkilerin en ilginç özelliği ise sahip oldukları keseli tuzaklar ve bu tuzakları kullanma şekilleridir. Bitki keseleri mikroskop altında incelendiğinde, her bir şeffaf kesenin iç duvarlarının bir salgı beziyle kaplı olduğu görülür. Bunlar içlerine su çekebilirler, böylece kısmi bir vakum etkisi meydana getirirler. Kesenin sırt tarafında ise avların yakalanmasını sağlayan tetikleyici kıllar yer almaktadır. Bu kıllara dokunan su pireleri, tatarcık larvaları veya solucanlar gibi küçük canlılar saniyenin binde biri gibi kısa bir sürede derhal içeri çekilirler. Kıllar, avlar için herhangi bir kaçış ihtimaline olanak bırakmazlar, salgı bezleri de bazı enzimler salgılayarak yakalanan avların yenebilir kısımlarını sindirmeye yardımcı olurlar. (http://www.bbc.co.uk/ nature/animals/features/)

25.Çöl Bitkileri





Çöl deyince aklımıza hiçbir canlının kolay kolay yaşayamayacağı bir ortam gelir. Gerçekten de çölde yaşayan canlıların sayısı oldukça azdır. Ancak bu zor koşullara rağmen çöl ortamında hiç aklımıza gelmeyecek mucizelerle karşılaşırız.
Çölün kurak ortamına yakından baktığımızda çeşitli özelliklere sahip bitkiler dikkatimizi çeker. Bu bitkiler, özel tasarımları ve farklı çeşitleriyle çok zor koşullarda rahatça yaşayabilmektedirler. Onlar bu iklim koşulları için özel olarak yaratılmış birer mucizelerdir.
Çöl bitkileri, aşırı sıcakla ve susuzlukla başa çıkmak için iki yola başvururlar. Birincisi, sahip oldukları dayanıklı yapıyı kullanmak, ikincisi de uykuda kalmaktır. İlginç yapıları ve özel tasarımları sayesinde kurak iklimlerden zarar görmeyen bu bitkilerde yaprak; hem gövde, hem fotosentez organı, hem bir besin ve su deposu hem de kalın yapısıyla bir savunma organıdır.

26.Ağaçlar Sonbaharda Kendilerine Yuva Arayan Böcekleri Uyarıyor




Neden bazı ağaçlar sonbaharda göz alıcı renklere bürünürler? Bu değişimin nedeninin ağacın böceklere karşı kendini savunması olduğu anlaşıldı. Çünkü ağaçlar zararlı böceklere yapraklarıyla uyarıda bulunuyorlar.
İngiltere'nin en ünlü bilim dergilerinden Kraliyet Topluluğu Biyoloji Tutanakları dergisinin Temmuz 2001 sayısında yayınlan araştırmaya göre, böcekler sonbaharda kendilerine yerleşecek bir ağaç aramaya başlıyorlardı. Belli ağaç türleri de, böceklerin bu istilasından korunmak için, yapraklarının renklerini rahatsız edici hale getiriyorlardı. Ağaç, yapraklarında çok özel kompleks boya molekülleri (pigment) üretiyor, böylece uyarı niteliği taşıyan parlak kırmızı ve parlak sarı renkler böcekleri ağaçtan uzak tutuyordu.
Böcek saldırısına daha yoğun uğrayan ağaçlar, daha canlı uyarı renkleri sergiliyorlar. Özellikle yaprak biti zararlısına maruz kalan ağaçlarda göz alıcı renklerin diğerlerine nazaran daha fazla olduğu gözleniyor.

27.Bitkilerdeki Serinleme Mekanizması




Bitkilerin sahip oldukları serinleme mekanizmaları olmasaydı, güneş altındaki birkaç saat bile bitkiler için ölümcül olurdu. Bir nevi su mühendisliği olarak nitelendirilebecek olan bu bitki faaliyetleri Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösterir.
Aynı yerde bulunan bitki ve bir taş parçası, eşit miktarda güneş enerjisi almalarına rağmen aynı derecede ısınmazlar. Güneş altında kalan her canlıda mutlaka olumsuz bir etki oluşur. Öyleyse bitkilerin sıcaktan minimum derecede etkilenmelerini sağlayan nedir? Bitkiler bunu nasıl başarırlar? Muazzam bir sıcaklıkta, bütün yaz boyunca yaprakları güneşin altında kavrulmasına rağmen, bitkilere neden hiçbir şey olmamaktadır? Ayrıca bitkiler kendi bünyelerindeki ısınmanın haricinde, dışarıdan da ısı alarak dünyadaki ısı dengesini de sağlarlar. Bu ısı tutma işlemini yaparken kendileri de bu sıcağa maruz kalırlar. Peki gittikçe artan bu sıcaktan etkilenmek yerine, bitkiler nasıl olup da dışarının da ısısını almaya devam edebilmektedirler?

28.Bilgi Küpü Tohumun Yolculuğu: Paraşüt Tohumlar





İnsanoğluna helikopter konusunda fikir veren şey, yusufçuk böceğinin yanı sıra bitkiler dünyasının, merkez etrafında dönen kanatlara sahip tohumları olmuştur.
Kum otu (Scabiosa Stellata) zarlı yapıya sahip olan uçan tohumlara bir örnektir.


Tohumlar ait oldukları bitkinin içerdiği tüm bilgiye sahiptirler. Bitkide üreme işlemlerinin başlamasının ardından oluşan, tohum uygun şartlar meydana geldiğinde yeşerir.


Tohumlar, birbirinden ayıran çok önemli özellikleri vardır. Tohum ait olduğu bitkinin her dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına, kabuğunun ne renkte ve kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair -kısacası bir bitkiyle ilgili olabilecek- bütün bilgiye sahiptir.

29.Bitkilerden Bilinçli Hareketler



Bitkiler hakkında ne biliyorsunuz diye sorulsa birçok insan lise döneminde öğrendiği fotosentez işlemini hatırlayacaktır. Oysa bitkilerin fotosentez işleminden başka insanların bilmediği daha birçok mucizevi yönü vardır. Bu özellikleri ile kendisinden beklenmeyen duyulara sahip bitkiler, bir insan gibi görme, işitme, tat alma ve dokunma duyularını kullanırlar.

Bitkilerin yapısını incelediğimizde dikkat çekici sistemlerle karşılaşırız. Bu sistemlerin en önemlilerinden biri, bitkilerin içindeki tepki mekanizmalarıdır. Dışarıdan bakınca ne ağzı, ne gözü, ne de bir sinir sistemi olan bitkiler, çoğu zaman insanlardan bile hassas olabilmektedirler. (Harun Yahya, Yeşil Mucize Fotosentez)

30.Tohumdaki Engel Tanımayan Güç: Filizlenme


Tohumların çok önemli bir özelliği vardır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her dalına, her yaprağına, bu yaprakların sayısına, şekillerinin nasıl olacağına, kabuğunun ne renkte ve hangi kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair bütün bilgilere sahiptirler.
Tohumlar tüm bu bilgileri milyonlarca yıldır saklamakta ve sonraki nesillerine eksiksiz olarak aktarmaktadırlar. Bu mucizevi olaya yakından şahit olmak için evlerimizde bulunan sebzeleri, meyveleri ve çiçekleri incelememiz yeterlidir.
Örneğin bir tohumdan karpuzun yetişmesi üzerinde düşünelim. Karpuzun şekeri, hoş kokusu, rengi ve lezzeti bu meyvanın tohumlarında bilgi olarak bulunmaktadır. Ayrıca karpuzun kabuğundaki desenler, kabuğun kalınlığı, üzerindeki mumlu yapı ve karpuz ile ilgili tüm bilgiler karpuz tohumlarında şifrelenmiştir.

31.Meyvelerdeki Sayısız Faydalar



İnsan vücuduna sayılamayacak kadar faydası bulunan meyvelerin beslenmemizdeki önemi oldukça büyüktür.
Öncelikle ihtiyacımız olan birçok elementi meyvelerden alırız, ayrıca lifli yiyeceklerden olan meyveler sindirim sistemine de yardımcı olurlar. Üstelik meyveler sadece insanlar için değil, yeryüzünde yaşayan diğer canlılar için de faydalı kılınmıştır. Kuşlar, sincaplar gibi daha birçok canlı yaşamlarını meyveler sayesinde sürdürmektedir. Meyvelerin, kendilerini üreten ağaçlara da büyük faydaları olur.
Birçok bitki türü neslini devam ettirebilmek için, meyveleri yoluyla çekirdeklerini ulaşamayacağı noktalara taşırlar, bunun için de meyvelerle beslenen kuşları ve diğer canlıları kullanırlar. Bu canlılar meyveleri ağaçlardan kopardıktan sonra uzak mesafelere taşır ve bu şekilde çekirdeklerini etrafa yaymış olurlar.

Ayrıca ağaçtan toprağa düşen meyveler de yerdeki bazı hayvanlar ve böcekler için besin kaynağı olurlar. Bütün bunların yanısıra meyveler, toprağı da zenginleştirirler. Sadece meyvelerin etli kısımlarının değil çekirdeklerinin de birçok canlı için faydalı olduğu tespit edilmiştir.

32.Bitkiler Şaşırtmaya Devam Ediyor!..




Bitkilerin bugüne kadar tespit edilen akılcı taktiklerine yenileri eklendi. Bitkiler, çok ince ayarlanmış taktikler sayesinde düşman böcekleri aldatabiliyor, hatta onları kullanabiliyor. Bunun için hünerli bir ressam gibi desenler çiziyor, bir kimyager gibi parfüm veya öldürücü hormonlar üretebiliyor. Bu davranışların kompleksliği insanı hayrete düşürecek cinsten. Ancak dikkat! Bu bitkilerin beyni bile yok. Değil düşünme yetenekleri, taklit ettikleri desen ve kokuları algılayacak organları bile bulunmuyor.
Bu mucizevi davranışlar bizlere, üstün akıl sahibi Rabbimiz'in herşeyi kontrolü altında bulundurduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bitkilerle ilgili yapılan araştırmaların ilki desen taklidiyle ilgili idi. İncelenen bitkilerde tıpkı tırtıl, karınca ve yaprak biti görünümünde desenlere rastlanıldı. Bir tohum zarfı, şekil ve üzerindeki desenlerle tam bir tırtılı andırıyor. Bitkinin gövdesi üzerinde bulunan bazı desenler ise, bir başka zararlı canlı olan bitlere bire bir benziyor. Tüm bu desenler aslında düşman böceklere verilen aldatıcı bir sinyal görevi görüyor. Bitki böylece hastalıklı bir görünüme bürünmüş oluyor ve etrafındaki böceklere 'böcek işgali altındayım' izlenimi veriyor. Bu bitkiyle karşılaşan böceklerin bitkiye saldırma istekleri bir anda kırılıveriyor. Besin kaynaklarını başka böceklerle paylaşmak avantajlı olmayacağından başka bitkilere yöneliyorlar.
Bu akılcı savunma sistemi, geyik gibi daha büyük hayvanlara karşı da oldukça etkili. Bitkideki sahte böceklerin, geyiği ısırıp rahatsız etme ihtimali karşısında, geyikler bu görünümdeki bitkileri yemiyorlar.
Haifa-Oranim Üniversitesi'nden Simcha Lev-Yadun ve Moshe Inbar isimli bilim adamları sadece İsrail'de yarım düzine aldatıcı bitki türü bulduklarını belirtiyorlar.

33.Bataklığın İçindeki Muazzam Temizlik



Lotus bitkisi (beyaz nilüfer), çamurlu ve kirli ortamlarda yetişir ama yaprakları sürekli temizdir. Çünkü bitki, üzerine en ufak bir toz zerresi geldiğinde hemen yapraklarını sallar ve toz taneciklerini belli noktalara doğru iter. Yaprağa düşen yağmur damlaları da bu noktalara doğru yönlendirilir ve böylece buradaki tozları süpürmeleri sağlanır.
Lotus bitkisinin bu özelliği, yeni bir bina yüzeyinin tasarımı için araştırmacılara ufuk açmıştır.

34.Kusursuz Bir Tasarımın Ürünü: Arum Zambağı



Arum zambağı büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Ancak bu güzellik, böcekler için hazırlanmış mükemmel bir tuzağı da içinde barındırır. Tuzağın amacı sanılanın aksine beslenmek değil neslini devam ettirebilmektir.
Zambak çiçeği, spadiks adı verilen çubuk biçiminde bir başağa sahiptir. Başağın etrafı spata olarak adlandırılan beyaz bir yaprak tarafından çevrilidir. Bitkinin çiçeklenen bölümü, beyaz yapraksı yapının içinde başağın dip tarafında yer alır. Burası dışarıdan görülmez. Çiçeklenmenin gerçekleştiği yer dikkatle incelenecek olursa dört bölümle karşılaşılır. Bu bölümleri aşağıdan yukarı olmak üzere şöyle sıralayabiliriz:
1- Dişi çiçekler,
2- Dikenli kısır çiçekler,
3- Erkek çiçekler,
4- Dikenler.
Tozaklanarak üremeye hazır hale gelince, bitkinin metabolizması hızlanmaya başlar ve bitkinin bünyesinde daha önceden üretilmiş olan özel bir asit (glutanamik asit) parçalanır. Bu parçalanma sonucu başağın dışta kalan bölümü ısınır ve keskin kokulu amonyak (NH3) gazı yaymaya başlar.

35.Klorofilsiz Orkideler



Avustralya'daki Rhizenthella gardneri adlı orkide bütün ömrünü toprak altında geçirir. Orkidenin gövdesi çok kırılgandır ve ucunda tek bir çiçek vardır. Gövdesinin etli beyaz ve leylak renkli bölümünde kırmızı ve pembe renkli çiçekleri bulunur. Yaprakları ise saydamdır. Fotosentez yaparak besin üretmesini sağlayan klorofil maddesine sahip değildir. Bu orkidenin bütün besinini gövdesinin içine uzantılarını salmış olan bir mantar türü sağlar. Görüldüğü gibi toprak altında yetişen bir bitkinin büyüyebilmesi için gerekli olan sistem özel olarak tasarlanmıştır. Orkide ve mantarın birarada yaşamasıyla ortaya çıkan bu birliktelik hiç kuşkusuz ki Allah'ın yaratma sanatının örneklerinden biridir.
(Bilim ve Teknik Dergisi, Şubat 1985, s. 32)

36.Sarı Kelebek ve Orkide Arasındaki Ortaklık



Bir buçuk ayak orkidesinin nektarı 30 cm. kadar derindedir. Nektarı bu kadar derinde olan bir çiçeğin döllenmesi oldukça zordur. Bu çiçeklerin nasıl olup da çoğaldıkları sorusunun cevabını merak eden bilim adamları çeşitli araştırmalar yapmışlardır. Araştırmaların sonunda bu orkidenin, kullanmadığı zaman ağzında yumak gibi sarılı duran 25 cm.lik dili olan bir kelebek türü tarafından döllendiği bulunmuştur. Bu kelebek, ismi "sarı kelebek" anlamına gelen Xanthropan morgani predicta'dır.
(Bilim ve Teknik Dergisi, Şubat 1985, s. 32)

37.Anemon Bitkileri ve Balıkları




Tek bir Anemon bitkisi tüm hayatı boyunca Anemon balıklarını tehlikelerden korumak için yeterli olmaktadır. Bu ortaklık balığa peşindeki avcılardan korunma imkanı sağlar. Buna karşılık olarak da Anemon bitkisi, balığın ardında bıraktığı yiyecek parçalarından faydalanır. Bu canlıları birbirine uyumlu yaratan Allah'tır
Anemon bitkileri duyargalarının üzerinde bulunan çok sayıdaki yakıcı kapsül, kendilerine herhangi bir şey dokunduğu veya sürtündüğü anda hemen açılır ve etkisi çok güçlü olan bir zehir salgılar. Bu, çoğu zaman zehiri alan canlının felç olarak ölmesine sebebiyet verecek kadar güçlü bir sıvıdır. Anemon bitkilerinin etki etmediği canlılar da vardır. Örneğin Anemon balıkları, Anemon bitkilerinin yakıcı kapsüllerinin arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerinde bulunan "saydam madde" bitkideki bu yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş Anemonlar'a değdirmeye başlar. Üzerindeki saydam madde sayesinde zehirden çok fazla etkilenmeyen anemon balığının amacı yakıcı kapsüllerin üzerinde patlamasını sağlamaktır.

38.Mycena Cyanophos Mantarları



Mycena cyanophos gecenin karanlığında ışık saçan bir mantar türüdür. Bu mantarın solungaçları karanlıkta flaşsız fotoğraf çekmek için bile yeterli olacak kadar kuvvetli bir ışık yayar. Söz konusu mantar gibi bir canlının nasıl olup da bu kadar güçlü bir ışık yaydığı bilim adamları için cevaplanması gereken bazı sorular oluşturmuştur. Bunun üzerine mantarın ışığı nasıl ürettiğini bulmak için araştırmalar yapan bilim adamları, bazı enzimlerin oksijenle birleşmeleri sonucunda bu ışığın oluştuğunu tahmin etmektedirler. Mycena cyanophos mantarlarında enzim üreten ve seri kimyasal işlemler başlatan bir sistem vardır. Bilim adamlarının ancak uzun araştırmalar yaparak nasıl işlediğini bulabildikleri bu sistem sayesinde mantarlar ışık üretir. Böyle bir sistemin bu mantar türünde tesadüfen ortaya çıkmış olması elbette ki imkansızdır. Mantarın sahip olduğu ışık üretme sistemi bir tasarımın varlığını gösterir. Bu, Allah'ın yaratış mucizelerinden biridir. Allah herşeyi eksiksiz yaratandır.
(Borneo, The World's Wild Places, Time Life Books, s. 32)

39.Işık Saçan Mantar Türleri



Canlı ya da ölü maddelerle beslenen mantarlar yiyeceklerinin üzerini ince bir iplikle sarmalar ve besleyici kısmını emer. Mantarların tropik orman ve ağaçlıklarda yaşayan yaklaşık 40 kadar türü kendi yeşil ya da mavi-yeşil ışıklarını üretir. Bazıları geceleri parlar. Diğerleri ise ağaç dallarında ve gövdelerinde büyür ve üzerinde bulundukları ağaç kabuğunu da aydınlatırlar. Bu, sporlarını dağıtabilecek böceklerin dikkatini çekmek için kullandıkları bir yöntemdir. Örneğin bal mantarının köke benzeyen ipleri ağaca yaslandıkça parıldar. Mantarlar, mikroskopla görülebilecek küçüklükte küf üretenlerden, Armillaria bulbosa gibi kapladığı alan kilometrelerce kare olan türlere kadar değişiklik gösterebilir.

(Anita Ganeri, Creatures That Glow in The Dark, s. 17)

40.Catchfly Bitkisinin Yapışkan





Taç Yaprakları
Catchfly bitkisinin yapışkan taç yaprakları böcekleri yakalamaya yarar. Etobur bitkiler genellikle yakaladıkları böcekleri protein ihtiyaçlarını gidermek için kullanır. Catchfly bitkisinin, Venüs bitkisi gibi etobur bitkilerden farklı bir yönü vardır. Bu bitkinin amacı protein ihtiyacını karşılamak değildir. Catchfly'ın yapraklarındaki yapışkanlık, içeriye izinsiz girerek yumurtalarını bırakan ve larvalarını bitkinin içinde büyüten böcekleri uzaklaştırmaya yaramaktadır.

(Noel Grove-Stephen J. Karemann, Preserving Edens, s.107)